Ton Titre
...

Sözlüğümüzle, türk alfebesiyle, kelimelerle, kelime oyunlarıyla, vs ilgili bu sayfaya makale yazmak istiyorsanız bizimle irtibata geçiniz

Türklerin kullandığı alfabeler nelerdir

Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabeler nelerdir?


Tarih boyunca farklı yerlerde, farklı isim ve topluluklar ile devletler kurmuş Türkler yine tarih boyunca pek çok farklı alfabe kullanmıştır. Zaman içerisinde konuştuğu ve kullandığı dillerin evrildiği Türkler’de özellikle egemen olan beş ayrı alfabe bulunmaktadır. Kullanılan bu alfabelerin diğer uluslara ait olan alfabelerden etkilendiği de bariz bir şekilde görülmektedir. Bu durumun temel sebebi Türklerin fethettikleri yerlerde yaşayan halk ile iç içe yaşamaya devam etmesidir vebu nedenle kültürel etkileşim gerçekleşmiş ve bu durum da kullanılan alfabelere bariz bir şekilde yansımıştır.

Dil ve alfabe konusunda 5 farklı alfabe bizlere bu şekilde yansıtılmıştır:

1. Göktürk Alfabesi

Göktürk alfabesi

Göktürk alfabesini Hunlar, Göktürkler ve diğer Türk kavimleri kullanmışlardır. Göktürk alfabesi bazı kaynaklarda Orhun alfabesi olarakta anılmaktadır. Bunun nedeni Göktürk alfabesinin Orhun’da yaşamış Türkler tarafından kullanılmış ve düzenlenmiş olmasıdır. Ayrıca Göktürk alfabesi sağdan sola doğru yazılır ve bu şekilde okunur. Göktürk alfabesinde 38 harf bulunmaktadır.

2. Uygur Alfabesi

Uygur alfabesi

Göktürklerden sonra kurulan Uygurlar tarafından adlandırılmıştır bu alfabe. 18 adet işaretten,sembolden meydana gelmiştir.4 sesli harf geri kalan harfler ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola yazılış mevcuttur ve harfler birbirine bitişik olacak şekilde yazılır. Bu yazının katiplerine yani yazıcılarına Bu yazının katiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adı verilmektedir.

3. Arap Alfabesi

Arap alfabesi

Arap alfabesi Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinin ardından Türkler arasında kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harften meydana gelmektedir, fakat Türklerin kullandıkları Arap alfabesi 31 – 36 harften meydana geliyordu. Arap alfabesi, sağdan sola doğru yazılır. Bu alfabe ile Türk İslam tarihinde birçok önemli eser kaleme alınmıştır. Her ne kadar Arap alfabesi çok zor görünüyor olsa da, öğrenmesi oldukça basittir.

4. Kiril Alfabesi

Kiril alfabesi

Bu alfabe Rus egemenliğinin ağırlıkta olduğu Kırım Türkleri arasında kullanılmıştır. Türklerin özlerini kaybetmesi için ellerinden geleni ardına koymayan Rus yöneticileri çareyi Türklerin alfabesine el atarak bulmuşlardır. Büyük bir baskı altında kalan kimi Türk halkları bu alfabeyi günümüzde de kullanmaya devam etmektedir. Toplamda 38 harften oluşan bu alfabe çeşitli sembollerden meydana geliyor. Sembollerin hem yazılması hem okunması zor olduğundan Kiril alfabesinin kullanıldığı yerlerde okuryazarlık oranı hızlı bir şekilde düşmeye devam etmektedir.

5. Latin alfabesi

Türk alfabesi

Ilk olarak 1925 yılında Azeri Türkleri tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimleri sayesinde Türkiye Cumhuriyetinde kullanılmaya başlayan Latin alfabesi günümüzde de kullanılmaktadır. Öğrenilmesi ve okunması basit bir alfabe olduğundan Türkiye Cumhuriyetinde bu alfabe kullanılmaya başlandığı andan itibaren okuryazar sayısında ciddi bir artış gözlemlenmiştir. 1928 senesinde yapılan harf inkılabı ile kullanılmaya başlayan Latin alfabesi soldan sağa doğru yazılmakla birlikte 19 harften oluşmaktadır. Latin alfabesi sayesinde Türkçemizin zenginliği daha çok ortaya çıkmış ve çıkmaya devam etmektedir.

Türk Dil Kurumu


Türk Dil Kurumu - Tarihçe

http://www.tdk.gov.tr/

 

Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.

 

         Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:

         1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;

         2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.

 

         Atatürk'ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940'larda yayın hayatına çıkabilen Divanü Lügati't-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü'yle ilgili çalışmalar da Atatürk'ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

 

         Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk'ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuş ve özellikle 1960'tan sonra Türk Dil Kurumu bu akımın öncülüğünü yapmaya devam etmiştir. 1980'den sonra tartışmalar durulmuş, bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır.

 

         Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk'ün mirasından karşılanmaktadır. Bu miras bugün Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Türkiye İş Bankası sermayesinin %28,9'unu oluşturmaktadır.

 

         Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk'ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951'de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. İkinci önemli yapı değişikliği 1982-1983 yıllarında gerçekleştirilmiştir. 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur. 

 

         Atatürk, 1 Kasım 1936'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmişti: 

 

         Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş  derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. (Alkışlar)Tarih Kurumunun Alacahöyük'te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.

 

           (Bu konuşmanın tam metnini http://www.tbmm.gov.tr adresinde bulabilirsiniz.)

 

         Atatürk'ün bu dileği dikkate alınarak her iki kurum da böylece akademik bir yapıya kavuşturulmuştur.

 

         Bugün Türk Dil Kurumu, 20'si Yüksek Öğretim Kurumu; 20'si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeye sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturur. Kurumun bilimsel çalışmaları bu kurul tarafından plânlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile bilimsel çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilir.

 

         Bilimsel çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

 

         1. Sözlük Bilim ve Uygulama Kolu,

         2. Gramer Bilim ve Uygulama Kolu,

         3. Dil Bilimi Bilim ve Uygulama Kolu,

         4. Terim Bilim ve Uygulama Kolu,

         5. Ağız Araştırmaları Bilim ve Uygulama Kolu,

         6. Kaynak Eserler Bilim ve Uygulama Kolu.

 

         Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek yayımlayan ve Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu'nu 2000 yılında yayımlamış olup, 2004 yılında İlköğretim Okulları için İmlâ Kılavuzu' nu yayımlamıştır. 1998 yılı içinde 9. baskısı çıkmış olan Türkçe Sözlük'te 75.000 civarında kelime yer almıştır.

 

         Son dönemde, yılda 30-40 bilimsel eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil konularını ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen bilimsel araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı yayımlanır.

 

         Türk Dil Kurumunda şu anda, üç proje yürütülmektedir:

 

         1. Türklük Bilimi (Türkoloji) Alanında Yabancıların Eserlerinin Türkçeye Çevrilmesi Projesi,

         2. Türk Dünyası Destanlarının Tespiti, Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Yayımlanması Projesi,

         3. Mühendislik Terimleri Sözlüğü Projesi.

 

         Kurumumuzun biten projeleri ise şunlardır:

 

         1. Türkiye Türkçesi Sözlükleri Projesi,

         2. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri ve Şiveleri Sözlüğü ve Grameri Saha Araştırması Projesi,

         3. Türkiye Türkçesi ve Tarihî Devirler Yazı Dilleri Grameri Projesi,

         4. Göktürk (Runik) Yazılı Belge, Yazıt ve Anıtların Albümü Projesi.

 

         Türk Dil Kurumu 800'e ulaşan yayını, 40 Bilim Kurulu üyesi, 17 uzmanı, 56 çalışanı ve zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye'nin saygın bilim kuruluşlarından biri olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Kelimelik oyununda nasıl kazanılır

Kelimelik oyununda nasıl kazanılır


Kelimelik oyunu gerçekten çok zevk alacağınız bir kelime oyunudur. Facebook'ta online yada benim gibi uygulamayı akıllı cep telefonunuza yükleyip oynaya bilirsiniz. Oyunun nasıl oynanacağını Kelimelik yardım bölümünde öğrenebilirsiniz. Burada kazanmanın yollarını göstermeye çalışacağız.


Her şeyden önce acele etmeden oynayın. Aksi halde kazanmanız mümkün değildir. Oyunun güzel tarafı sıra size geçinçe dolu zamanınız olmasıdır. Otobüs beklerken ilk bakışta bir şey bulamıyorsanız, eve varınca bir daha göz atın kesin bulursunuz, veya yeni bir oyun açın. Yani sabırlı olun.

Oyunu başlıyorsanız mümkün olduğu kadarıyla en uzun ve en fazla sayı getiren kelimeyi oluşturun. Elinizde bir şey yoksa tersine kısa olsun, 'ün', 'rom', 'tır' gibi. 'kira' yazmayın, 'kir' daha mantıklı. Hem 'a' harfı elinizde kalır hem rakibinize fazla puan yazdırmayı önlersiniz.
Veya yan yana 2 sesli harfı olan kelime yazın:

Kelimelik yardım

Başlarken sesli harfleri H2 hücrelerin altına/üstüne getirmeyin. Rakibiniz bunu yaptı ise en iyi şekilde kullanın:

Kelimelik yardım

Aynı zamanda, üstteki örnek gibi rakibinizin kullandığı tüm harflerin üzerine kelimeler oluşturmaya çalışın. Ne kadar kelime yaratırsanız o kadar puan alırsınız

Bazen bonus hücresi yakınlarda bulunuyor, sakın böyle bir şey yapmayın:

Kelimelik yardım

Oyuna iyi başlarsanız, rakibinizi baskı altına alıp sayı farkını açma fırsatınız olur ve kolayca kazanmanın yolunu bulursunuz:

Kelimelik yardım

Oyun ilerledikçe, konsantrasyonunuzu kaybetmeyin. Kelimelikte 70 sayı fark oluşup rakip yendim ve bazen kaybetmekten kurtulamadım!

Oyun esnasında, genelde en büyük sayılı harfleri takip edin ve o harfleri kullanarak oyuna devam edin. Aşağıdaki örnekte 'GEN' etrafında kelime bulmak gibi. Her zamanki gibi mümkün olduğu kadarıyla çok kelime türetmeye çalışın. Ayrıca bu örnekte rakibim bonus hücresini kullanamamasını dikkate aldım:

Kelimelik yardım

Oyun ilerledikçe sertleşiyor, H3, K2 ve K3 hücrelere doğru gidiliyor. Bunları iyi değerlendirmek için elinizde hem sesli hem sessiz harfler bulundurun. Gerekirse harflerinizi değistirin.
Ama sakın böyle bir şey yapmayın:

Kelimelik yardım

Sonu hiç iyi olmaz:

Kelimelik yardım

Bazen başka çareniz olmayabilir ama, bir sesli harfı H3 altına veya üstüne denk getirmek çok tehlikeli olabilir:

Kelimelik yardım

Diğer tavsiyeler


* Iki harflı tüm kelimeleri bilmeniz gerekiyor: tu, ut, uz, ur, hu, uf, ki, ra, ta, öd, öç, öf,... Hatta 3 harflı: pöf, örf, örs, öge, jig, alg,.... daha neler :)

* Tabiki J'li kelimeler (sona bırakmayın ama): guaj, haje, janr, juro, ojit, marj, süje,...

* Büyük puanlı harfleri harcamayın, iki kelime oluşturun, özel hücrelerde kullanmaya bakın:
Kelimelik yardım

* Aynı şey jokerler için geçerli:
Kelimelik yardım

* sürekli rakibinizi takip etmeyin, başka yerlere bakın

* H3 hücreleri pas geçmeyin:
Kelimelik yardım

* Bir çok kelimenin sonuna LI, LIK, CI gibi katmak size çok sayı kazandır:
Kelimelik yardım

* Elinizdeki c, ı, ü harfleri çabuk harcamanın yollarını arayın. Bu harfler sona doğru gelince zorlana bilirsiniz.

* Elinize 2 joker geçerse, çok büyük ihtimalle tüm harfleri kullanarak 30 ek puan kazanabilirsiniz.

* Kendinizi şartlandırın: on sayı altında kelime yazmayınız! Tabiki her zaman olmuyor, ama "ööf bulamiyorum" ve sonrası "et" yazmak size oyun kandırmaz!

* bütün türk sözlüğü bilmek mümkün değildir! Bazen deneyin :) Bu aşağıdaki örnekte aklıma nüve gelmişti ama elimde b ve ü harfleri bulunuyordu. Denedim ve oyun böylece biti:
Kelimelik yardım
(bu ara büve bir sinek türüdür :)

* oyun sonuna gelince sabırlı olun her zaman gizlenmiş kelimeler bulabilirsiniz
Kelimelik yardım

Ve en önemlisi kaybettiğiniz ise rakibinizi tebrik etmeyi unutmayın :)

Kelimelik yardım

Uzantı


Kelimelodi bulucu size Kelimelikte yardım eder mi? Tabiki çok yardım eder. Peki hilemidir? Dediğim gibi tüm sözlüğümüzü kafanızda bulunduramazsınız. Bazen gerek kalmadan kazanırsınız ama çok sıkıştığınız bir oyunda Kelimelodi kelime türetme programını kullanmakta fayda var. Arasıra "heee ya bu kelime varmış" diyeceksiniz. Ayrıca yeni kelimeler keşfetebilirsiniz. Anlamını bilmediğiniz kelimeleri ister kullanın, ister kullanmayın ama kullanırsanız mutlaka anlamını öğrenin. Yoksa bu işin bir anlamı kalmaz. Bence hem kazanın hem öğrenin!

Kelime türetme


Türkçe'nin Kelime Türetme ve Anlam Karşılama Yöntemleri




KELİME TÜRETMEK  NEDİR

Kelime türetmek  dilde mevcut olmayan bir anlam ihtiyacının ortaya  çıkması ile  o anlam ihtiyacını karşılmak maksadından ortaya çıkan kelimenin bulunma gerekeçesine denir. Eklemeli bir dil olan Türkçenin  kelime yapma mekanizmaları genellikle mevcut köklere mevcut yapım ekleri ilavesi ile çalışır. Kök ve yapım eki ile o kavram karşılanamadığında birleşik kelime kurarak, yabancı dilden kelime alarak, kelime derleyerek veya yepyeni bir kelime üretilip uydurularak yeni kavram ihtiyacı giderilebilir. 
 
Bir dilin her döneminde çeşitli ihtiyaçlardan dolayı yeni kelimelere gereksinim duyulabildiği gibi değişien koşullara dayalı olarak bazı kelimeler kullanımdan düşebilir. Örneğin geçen asırlarda diimizde kullanılan ama bu gün unutulan çok sayıda kelime olduğu gibi, geçen asırlarda dilimizde olamayan bugün ilimize üretilmiş olan çok sayıda kelime vardırörneğin geçen asırlarda dilimizde olan yaba, dirgen, kürün, anadut, köp, sadak, tir, penez, çerçi vb kelimeler kullanımdan düşmüşken, radyo, bilgisayar, televizyon, uçak, açkı, kurgu, matkap, çekyat, yazarkasa, buzdolabı, çamaşırmakinası gibi kelimeler üremiştir.




A. YAPIM EKLERİ İLE KELİME TÜRETME YOLLARI 
 

Kelime türetme işlevi dilimizde genellikle i işlevi çok zengin olan yapım ekleri ile  yapılabilmektedir. Ortaya  çıkan yeni kelime ihtiyacını temin yolu şimdiye kadar  genellikle  son derece işlek olan  yapım ekleri ile yapılmıştırYapım ekleri ile  kuralara uygun olarak türetilen bir kelime dilde çok eskiden beri varmış  gibi doğal bir duygu oluşturur ve asla yadırganmaz. Fakat kaidelere ve şartlara  uygun türetilmeyen kelimeler yadırganır veya dilin mantığına aykırı gelen bir yapı oluşturur. Türetilen kelimenin sağlam olması ve  yadırganmaması için  tereddüt yaratmaması, yadırganan aykırı bir durum oluşturmaması gerekirDilde  kendiliğinden ortaya çıkmış gibi olmalıdır.

            Türemiş kelimeler, bir kelime kökü ile bir veya birkaç yapım ekinden meydana gelir. Çekim sırasında yeni kelimeler meydana getirilirken, kök asla değişmez. Kelime kökünden önce, başka dillerde olduğu gibi ön ekler getirilmez. Dilimizde kelime türetmesi ancak köklerin sonuna birtakım ekler getirilmek suretiyle yapılabilir.Fakat yapım eklerimizin kendilerine göre kullanılma usulleri vardır. Bu usullere uygun olmayan yollarla türetilen kelimler dilde aykıırlık yabancılık, sunnilik oluşturur ve yadırganan bir durum ortaya çıkarır. 

            Kelime kökleri isim veya fiil olduğuna göre, türetme ekleri isme ilave edilenler ve fiile getirilenler olmak üzere iki büyük bölüme ayrılırlar. Sonra bunlar, meydana getirdikleri kelimenin isim veya fiil oluşlarına göre de ikiye bölünürler. Bu işlevlerine uygun olmayan kullanımlar yanlış yapılı kelime türetilmesine yol açar ve itairazlar doğurur. 

Dilimizde çok sayıda yapım eki olmasına rağmen yapım eklrimiz işlevleri bakımından dört gruba  ayrılır.

    a. isimden isim yapma ekleri
    b. isimden fiil yapma ekleri
    c. fiilden isim yapma ekleri
    d. fiileden fiil yapma ekleri


            Yapım ekleriişlek (canlı), az işlek ve işlek olmayan olmak üzere üçe ayrılırlar. Bir dilde yeni kelimeler ancak canlı eklerle meydana getirilebilirler. Bu durum  Türkçenin değişmeyen  kurallarından birisidirBazen az işlek bir ekin dilde yendien canlılık kazandığı görülebilirHalkın bilmeden fark etmeden yaptığı bu tip uygulamalar aslında çok nadirdirYanlış yapıdaki kelime türetme uygulamaları aslında bu işi billinçli olarak yaptığını zanneden kurum, kuruluş veya kurumlar tarafndan yapılmaktadır.

            Yeni  oluşan kelimeler dil kurallarına uygun oldukları yani canlı eklerle ve ekin fonksiyonu ile manasına uygun olarak oluşan kelimelerdir.  

YAPIM EKLERİ YORDAMIYLA SON ZAMANLARDA TÜRETİLEN KELİMELERE ÖRNEKLER

Sar-
ver-gi
kur- gu
bil-im
say -ım
yaz-ın ( ürünleri) 
tüz- ük 
sor-un
kavra-m
at-ık
ser-im çöz-üm ( bölümü) 
-
- ak
ben-cil
et-cil
çağ- daş
yurt-taş
vatan- daş
bil-giç
yar-gıç




B. KELİME GRUPLARI KURARAK KELİME TÜRETME 

Kelime grupları oluşturarak yeni kelime icat etmek de kelime üretme yollarından birisidir. . Bu yol, dilde var olan kelimelerden bir tamalama oluşturarak ortaya yeni çıkan bir kavram yeni bir kelime üretilerek karşılanmış olur.. Bu yol, dilin yeni kavramları karşılamada kullandığı çok tabii ve güzel bir yoldur. Ancak bunda varlığı veya kavramı tek kelime ile değil, birden fazla kelime ile ifade etme durumu vardır. Fakat ortaya çıkan yeni kavram ihtiyacına sahip olan her nesne  iki kelime ile karşılanmaya uygun olmayabilir. Onun için kelime grubu yapma yolu, imkânları geniş olmayan bir yoldur.
Son asırda ortaya çıkan kelime ihtiyaçları için kurulmuş bu yapıdaki kelimlere örnekler:

yer çekimi, hanımeli, ses bilgisi; beyaz peynir, açıkgöz, toplu iğne; eli açık, ayak yalın, günü birlik, sırtı pek; gelebilmek, , çıtçıt, gün aydınateşkes, denizaltı, elaltı, gözaltı, suçüstü, olağanüstü, insanüstü, gök delen, demiryolu= demir yolu, buzlucam, ağaçkakan,incebağırsak, kalınbağırsak,doğumevi,“genelkurmay”, “yükseköğretim”, karayolları”, “dışişleri”, “içişleri”akaryakıt,bilirkişi,anaokulu ,anlambilgisi, evrenbilim,kamuoyu, orta öğretim, ön seçim,radyo evi,topluiğne, önseçim, yaş günü, önsöz ,hava alanı, özgeçmiş,




C. YABANCI KELİME ALMAK

            Yabancı kelime almak yeni bir nesnenin veya kavramın, geldiği yerden ismini de beraber almak demektir. Alınan yabancı kelime ya dilde  karşılığı hiç olmayan kelimedir ya da dilde karşılığı olan fazladan bir kelimedir. Bu yöntem bir dil için  sağlıklı olmayan bir yöntem ise de özellikle san asırlarda meydana gelen gelişmler, keşif ve buluşlar yolu ile ortaya çıkan yeni kavram, nesne, araç , terim ve benzeri şeyleri karşılayan kelimleri yabancı dillerden lamak zorunda kalınmaktadır. Tüm dünya dilleri için geçerli olan bu durum Türkçe'yi de çok zorlamış bu sayede dilimize çok sayıda yabancı kelime girmiştir. Dilimiz bu kavram, nesen, olgu, bulgu ve terimleri karşılayacak bir kelime türetme ylunu bulamadığında o kelimeyi almak zorunda kalmaktadır.
:
kaside,   Ayetgazel , hadis,tren matematik, biyoloji, kimya, röntgen,  cami , otomobil, radyo,telefon,Televizyon,motor,banka ,posta ,telekom, ekran, spam, virüs, molekül, hücre, koordinat vb kelimler geçmişte ve günümüzde karşılığını türetemediğimiz için dilimize girmiş olan yabancı asıllı sözcüklerdir. 

İkinci olarak dilde, karşılığı mevcut olsa da yine fazladan kelime girebilir.

Hendese-geometri             teşekkür-mersi             yemiş-meyve
Siyaset-politika       teminat-garanti             iktisat-ekonomi

Yabancı kelime almak  kolay ama o dil için sakıncalı bir yöntemdir. Fakat yeni icatlar yeni kavram, terim ve araçları ortaya çıkarmış bunları icat eden veya bullan dil kendi sözcüğünü her dile taşımış ve taşımaktadır. Kavram olarak karşılığı üretilemeyen kelimeyi olduğu gibi dile alamaktan başka yol da yoktur. Buna rağmen dilin reflekseleri yabancı kelimleri kendi ses kurallarına ve söyleyiş biçimlerine sokmaya zorlamaktadır. Bu yöntemle aslında yabancı asıllı olmasına rağmen Türkçelşemiş çok sayıda kelime bulunmaktadırMerdiban, merdiven, cehar şenbe, çarşamba, penç şenbe, perşembe, ekol, okul, gibi.   

Yabancı dillerdeki gelişimler ve keşiflerle birlikte  İstense de istenmese de her dile bu yolla pek çok kelime girmektedir. Günümüzdeki son derece gelişimiş olan iletişim teknolojisi bunu iyice artırmış bulunmaktadır. 




Ç.  KELİME DİRİLTMEK VE DERLEMEK

            Kelime türetmenin ve kavram karşılamanın diğer bir yolu da  dilin eski kaynakları, lehçe ve şivelerinde olan ve günümüzde unutulmuş olan kelimleri alarak yeniden canlandırmak yöntemidir. Eski dilde unuutlmuş olan kelimleri bularak yenidencanlandırmak yluyla pek çok anlam ihtiyacı giderilebilmektedir. 

Kamu     subay     yargı  yargıç, savcı sav               görkem
tanık      köken     nicelik        arıtmak            sonuç  tün, tünaydın

aylak    onarmak      deprenmek      asalak              yitirmek

doruk  yozlaşmak       denetlemek          alan       güleç 

Diriltme ve derleme yolu sanıldığı kadar kolay  olmayan ve  eski devrin fonetik, yapı ses  değerlerini üzerinde taşıyan bu yönleri ile güncel niteliklerle örtüşmesi zor olan kelimlerdir.   Bu sebeple onların diriltilmesi çok güç olduğu gibi güncel kavramlarla ilintilerini sağlamak ve buna halkı alıştırmak güçlük teşkil etmektedir. 

Ö harfı ile başlayan kelimeler


Kelime türetme: Ö ile biten kelimeler




Türkçemizde Ö harfı ile biten kaç kelime var? Bunu Kelimelodi kelime türetme programı ile kolayca cevaplayabilirsiniz :)
Aşağıdaki resimde gibi arama yaparsanız, TDK sözlüğünde bulunan 5 kelime çıkıyor ("ö, Ö" harfı tanımlamasını saymasak). Bulunan kelimeleri incelersek, ikisi fransız kelimesi olduğunu (mösyö, banlyö), biri eskimiş (??) Marcarca (pengö), diğer iki kelime türkçemizden ise aslında pek anlamı olmayan ve bir durumu "anlatan" sesler olduğunu görmekteyiz !

...

Ö

Tiksinme ya da bıkma anlatan ses.

ÖHÖ

Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses.

MÖSYÖ

1 . Erkeklere verilen bir unvan.
2 . Bay.

PENGÖ

İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar kullanılan Macar para birimi.

BANLİYÖ

Yörekent.

harf devrimi Atatürk


Harf devrimi - 1 Kasım 1928



 

Türkiye Cumhuriyeti Yazısını Niçin Değiştirdi?

Türkiye Cumhuriyeti beşinci yılını doldurur ve birbiri arkasına devrimler yapılırken Mustafa Kemal ve arkadaşları ekin devriminin en önemli, en büyük adımını atmaya hazırlanırlar. Çünkü genç cumhuriyete, Osmanlı İmparatorluğunun kalıtı olan Arap abecesi türlü sorunlar yaratmaktadır. İmparatorluk, yüzyıllarca Arap abecesini kullanmıştır. Bu abece, doğallıkla bükünlü bir dil olan Arapçanın doğasına yatkındır; bağlantılı dil özelliği taşıyan Türkçenin doğasındaki sesleri yansıtmaktan uzak bir dizgedir; Türkçenin ünlü seslerini göstermemekte; h, k, s gibi kimi ünsüzler için birkaç ayrı harf kullanılmaktadır.

Arap abecesi, ayrıca dinsel anlamlar yüklenmiş bir dizgedir. Okuryazar olmayan halk, bu abeceyle yazılmış tüm kitaplara, gördüğü her basılı kâğıda inanç penceresinden bakmakta, kutsal kitap yazısıyla yazılmış her şeyi âdeta kutsallaştırmakta; bu nedenle salt okuma yazma bilmek bile dinle ilişkilendirilmekteydi. Okuryazar olmayan halk, dilekçesini, mektubunu yazmaktan yoksundu, eski yazıyı bilenlerin yönlendirmesine açıktı.

Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır. Kaldı ki cumhuriyet öncesi yazı ve dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışmalara yol açmıştır. Mustafa Kemal'in yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir.

Bu kurulda dokuz üye bulunuyordu. Ragıp Hulusi Özden, İbrahim Grantay, Ahmet Cevat Emre, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Avni Başman, Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanloğlu'ndan oluşan kurul çalışmalarını kısa zamanda tamamladı.

Mustafa Kemal, yeni abeceyi Dilci İbrahim Necmi Dilmen'den öğrenmiş, 4-5 Ağustos 1928 gecesi Başbakan İsmet İnönü'ye yeni harflerle mektup yazmıştı. 9-10 Ağustos akşamı Sarayburnu'nda düzenlenen bir dinletide Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün yeni harflerle yazdığı açıklamayı yüksek sesle okudu:

            "Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum."

Atatürk, aynı gece Sarayburnu'nda halka şunları söylemiştir:

"Bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmek... Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz... Bunu yurtseverlik, ulusseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde doksanı bilmezse, bundan insan olanların utanması gerek."

Atatürk, yazıyı değiştirecek devrimi anlatabilmek için hemen yurt gezilerine başladı. Birçok yerde tahta başında yeni harfleri yazdı, yazdırdı; yeni yazıyı tanıttı, bu yazının ne denli kolay öğrenilebileceğini belirterek her konuda olduğu gibi bu işte de ulusuna öncü oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1928'de 1353 Sayılı Yasayla 29 harften oluşan yeni Türk abecesini kabul etti. Yeni abecenin bütün ulusa öğretilmesi, "Millet Mektepleri" (Ulus Okulları) denilen, bir bakıma ülkedeki ekin devrimini hızlandıran kurumlar aracığıyla sağlandı.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1 Kasım 1928'de TBMM'yi açarken söylediği şu sözler, Harf Devrimini ve önemini çok iyi tanımlamaktadır:

"Büyük Millet Meclisi'nin kararıyla Türk harflerinin kesinlik ve yasallık kazanması, bu memleketin yükselme uğraşında başlıbaşına bir geçit olacaktır.

Yeni Yazı, Eski Dile Ayna Tutuyor

Yeni yazı, bir gerçeği gözler önüne sermişti. Bu yazıyla Osmanlıcayı oluşturan yabancı sözcükleri, tamlamaları yazmak, yazım birliği sağlamak kolay olmuyordu. Yazı Devrimi, bir bakıma dile ayna tutmuş, Türkçenin üzerinden kalın bir perde kalkmıştı sanki. Başka dillerden, özellikle Arapça ve Farsçadan akın eden, bu dillerin yapısına uydurulmaya çalışılarak yapılan uzunlu kısalı, anlaşılması zor "terkipler"in, her biri başka başka yazılan batı kaynaklı sözcüklerin boyunduruğu altındaki Türkçe tanınmayacak durumdaydı. Kuşkusuz Osmanlıca, yüzyıllar süren bir imparatorluğun diliydi; bu nedenle yadsınamazdı; ama kendi benliğinden çok uzaklaşmış bir dille genç cumhuriyetin bilimsel, sanatsal yaratıcılığının ortaya çıkarması, düşünsel üretimin hızlanması, bütün bilim, sanat, teknik kavramların karşılanması da olanaksızdı.

Mustafa Kemal, dilin de yenileşmesi gerektiğini yakın çevresine açıklamıştı. Yazı Devrimini gerçekleştiren "Dil Encümeni" dağılmamış, Milli Eğitim Bakanlığı içinde bir birim olarak dil işleriyle ilgilenmeye başlamıştı. Yazım (imla) konusu, bu kurulun çözmesi gereken ilk sorundu, nitekim "Dil Encümeni" ilkin "İmla Lügatı" (1928) adıyla bir yazım kılavuzu hazırladı. Arkasından "Türk Söz Kitabı" adıyla sözlük hazırlığına girişildi. Ancak hem kurul üyeleri arasında anlaşmazlık vardı, hem bu anlaşmazlıklar TBMM kürsüsüne dek uzanıyordu. Bu kurulun dilin yenileşmesi için sağlıklı çalışamayacağı, siyasal erkin dil işlerine sık sık karışacağı belli olmuştu; nitekim 1931 yazında Milli Eğitim Bakanlığı ödeneğini kesince, Dil Encümeninin çalışmaları son buldu.

Sözcük türleri

Sözcük türleri



 

 

Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

a. İsim soylu sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç ve ünlemler

b. Fiiller soylu sözcükler : Fiiller

Şimdi bu sözcükleri sırasıyla görelim.

 

 

İSİM (AD)

Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.

İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır.

Örneğin "kitap" sözü aklımızda hemen varlık olarak "kitap" nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir.

Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin "dert" dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir.

Şimdi isim çeşitlerini görelim.

1. Cins (Tür) İsmi

Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur:

“Ağaç, çiçek, kitap, ev, okul, insan, ders...”

2. Özel İsim

Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir.

Balıkesir, Çukurova, Alpler gibi yer adları,

Yunus, Serpil, Recep gibi kişi adları,

Türkiye, Portekiz, Hollanda gibi ülke adları,

Günün Ötesi, Kiralık Konak, Türk Edebiyatı, Hürriyet gibi kitap, dergi, gazete adları,

Bilkent Üniversitesi, Yeşilay, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi kurum adları,

Almanca, Türkçe, Rusça gibi dil adları,

İslâmiyet, Ortodoks, Yahudilik gibi din adları,

Boncuk, Tekir, Yumak gibi hayvanlara verilen adlar özel isimdir.

3. Tekil İsim

Sayıca tek bir varlığı karşılayan isimlere tekil isim denir.

Bunlar "kitap, çocuk, şiir, bilgisayar..."

gibi bir varlığı karşılayan isimlerdir.

4. Çoğul İsim

Sayıca birden çok varlığı karşılayan isimlerdir. Çoğul isimler, "-ler, -lar" eki getirilerek yapılır.

"Kitaplar, çocuklar, şiirler, bilgisayarlar..."

isimleri çoğul isimlerdir.

5. Topluluk İsmi

Yapıca tekil olduğu hâlde, yani çoğul eki almadığı halde birden çok varlığı karşılayan isimlere topluluk ismi denir.

"Toplum, halk, millet, ordu, bölük, sürü..."

sözcükleri birer topluluk adıdır.

Topluluk isimleri de çoğul eki alabilir. Bu durumda grupların çoğulu bildirilmiş olur. Örneğin,

"Ordular ilk hedefiniz Akdeniz!"

cümlesinde "ordu" topluluk ismi çoğul eki almıştır. Burada ordunun birden fazla olduğu anlatılmak istenmiştir.

6. Somut (Madde) İsim

Duyu organlarımız ile algılanan isimlere somut isim denir.

"Kitap, masa, insan, ışık..."

beş duyumuzdan biri ile algılanan somut isimlerdir.

7. Soyut (Mana) İsim

Duyu organlarımız ile algılanamayan, ama varlığına inandığımız isimlerdir.

"Neşe, özlem, sevgi, korku..."

duyu organlarımız ile algılanamayan soyut isimlerdir.

 

İSİM TAMLAMALARI

Bir ismin aitlik ilgisi bakımından daha belirli hâle gelmesi için başka bir isim tarafından tamlanmasıyla meydana gelen söz öbeğine isim tamlaması denir.

Belli kurallar dahilinde en az iki sözcük bir araya gelerek isim tamlamasını oluşturur.

İsim tamlamaları "tamlayan ve tamlanan" olmak üzere iki unsurdan oluşur.

Tamlayan birinci sözcük, tamlanan ise ikinci sözcüktür. İsim tamlamalarının tamlayanında ilgi, tamlananında ise iyelik eki vardır.

Şimdi isim tamlamasının türlerini görelim.

1. Belirtili isim Tamlaması

Tamlayanın ilgi, tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır.

Her iki unsuru da ek alarak oluşturulan bu tür tamlamalarda kuvvetli bir aitlik ilgisi vardır.

"Evin kapı açık kalmış."

cümlesindeki “evin kapısı” altı çizili söz öbeği belirtili isim tamlamasıdır. Görüldüğü gibi, her iki sözcük de ek almıştır. Bu tamlamada iki sözcük arasındaki kuvvetli bir ilişki kendini göstermektedir.

Belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına başka sözcükler girebilir.

"Kerem’in mavi gömleği güzelmiş."

cümlesinde araya "mavi" sıfatı girmiştir.

"- den" hal eki tamlayanda kullanılan ilgi ekinin yerine geçerek belirtili isim tamlaması kurabilir.

"Resimlerin birini de ben alayım."

cümlesindeki "resimlerin birini" sözü belirtili isim tamlamasıdır. Biz bunu "resimlerden birini" biçiminde de söyleyebiliriz. Yani sadece tamlayan eki "-in" yerine, aynı işlevi gören "-den" hâl ekini getirmiş oluyoruz.

Belirtili isim tamlamalarında bir tamlayan birden fazla tamlanana bağlanabileceği gibi, bir tamlanan birden fazla tamlayana da bağlanabilir.

"Evin bahçesi, odaları, mutfağı o kadar geniş ki..."

cümlesinde "evin" tamlayan; "bahçesi, odaları, mutfağı" sözcükleri de tamlanandır.

"Kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin neşesi hepimizi coşturmuştu."

cümlesinde "kırların, çiçeklerin, kuşların, böceklerin" tamlayan; "neşesi" tamlanandır.

2. Belirtisiz İsim Tamlaması

Tamlayanın ilgi eki almayıp tamlananın iyelik eki aldığı tamlamalardır.

Bu tür tamlamalarda bir ismin başka bir isme aitliğinden çok bir nesne ya da kavram ismi oluşturmak esastır.

"Çocuğun elbisesini alacağız."

cümlesindeki "çocuğun elbisesi" tamlaması belirtilidir. Bu tamlamada belli bir çocuğa ait elbiseden söz edilmektedir.

Biz bu tamlamayı,

"Çocuk elbisesi alacağız."

şeklinde söylersek yani "-nın" ekini kaldırırsak tamlama belirtisiz olur. Bu durumda belli bir kişiye ait elbiseden değil, genel bir elbise çeşidinden "çocuk elbisesi" nden söz etmiş oluruz.

Belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan tamlananın neden yapıldığını, neye benzediğini bildirebilir:

"Lahana turşusu", "Erik hoşafı", "Bulgur pilâvı"

Bu tamlamalarda tamlayan tamlanın neyden yapıldığını bildirir.

"Deve kuşu", "Kılıç balığı", "Küpe çiçeği"

Bu tamlamalarda ise tamlayan tamlananın neye benzediğini bildirir.

Belirtisiz isim tamlaması sıfat göreviyle kullanılabilir.

"El yazması kitaplar şimdi çok değerli."

cümlesinde "el yazması" belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlama cümlede sıfat göreviyle kullanılmıştır.

3. Takısız İsim Tamlaması

Tamlayanı ve tamlananı ek almamış olan isim tamlamalarıdır.

Takısız isim tamlamalarında her iki unsur da ilgi ve iyelik eklerini almaz.

Bu tamlamaları iki grupta inceleyebiliriz:

a. Bir şeyin neyden yapıldığını gösterir.

"Boynunda altın kolye vardı."

cümlesindeki "altın kolye" sözü kolyenin altından yapıldığını gösterir.

"Cam vazo, çelik tencere, deri mont"

tamlamaları da bunlara örnektir.

b. Bir şeyin neye benzediğini bildirir.

"Altın saçları rüzgârda dalgalanır."

cümlesinde "altın saç" takısız isim tamlamasıdır. Bu tamlamada "saçlar" altına benzetilmiştir.

"Gül yanak, zeytin göz, tilki Rıfkı..."

gibi tamlamalar takısız isim tamlamasıdır.

4. Zincirleme İsim Tamlaması

Tamlayanın, tamlananın veya her ikisinin kendi içinde başka bir isim tamlaması olduğu söz öbekleridir.

Zincirleme isim tamlamaları en az üç ismin bir raya gelmesi ile oluşur.

"Macera romanlarının okuyucusu çoktur."

cümlesinde "macera romanları" belirtisiz isim tamlamasıdır. Bu tamlamaya "-nın" ilgi eki eklenmiş ve tamlama "okuyucusu" tamlananına bağlanmış. Böylece iki tamlama iç içe girmiş ve zincirleme isim tamlaması olmuştur:

"Saka kuşunun ötüşü çok hoştu."

cümlesinde "saka kuşunun ötüşü" üç isimden oluşan zincirleme isim tamlamasıdır. Tamlayan "saka kuşu", tamlanan ise "ötüşü" sözcüğüdür.

 

 

SIFAT (ÖN AD)

İsimleri niteleyen ya da belirten sözcüklere sıfat denir.

Sıfatların varlığı isimlere bağlıdır. Bu nedenle sıfatlar tek başına kullanılamaz. Bu açıdan sıfatlar tamlama olarak karşımıza çıkar.

"Güzel kitapları hemen alırım."

cümlesinde "güzel" sözcüğü "kitap" isminin özelliğini belirten bir sıfattır. Burada "kitap" isminden önce gelerek onun özelliğini belirtmiş ve sıfat olmuştur.

Bu nedenle bir sözcük yalnız başına sıfat olamaz. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi mutlaka bir isimle kullanılır.

Sıfatlar kendi içinde niteleme ve belirtme sıfatları olmak üzere ikiye ayrılır.

A. Niteleme Sıfatları

B. Belirtme Sıfatları

A. NİTELEME SIFATLARI

Varlıkların yapısal özelliklerini ortaya koyan sıfatlardır.

Niteleme sıfatları isimlerin nasıl olduğunu bildirir ve isme sorulan "nasıl" sorusuna cevap verir.

"Kimsesiz çocuklara yardım edelim."

cümlesindeki "kimsesiz" sözcüğü, "çocuklar"ın özelliğini belirtmektedir. Bu cümlede "çocuklar" ismine "nasıl" sorusunu sorduğumuzda "kimsesiz" cevabını almaktayız.

"Siyah gözlükler sana yakışmış."

cümlesinde "siyah" sözcüğü gözlüğün yapısal özelliğini anlatan bir sıfattır.

Nasıl gözlük?

Siyah gözlük.

Görüldüğü gibi isme sorulan "nasıl" sorusuna cevap veriyor.

Adlaşmış Sıfat

Bazen kişinin tam olarak bilinmediği ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat, ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir.

Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır.

"Akıllı insanlar kendine güvenir."

cümlesinde niteleme sıfatı olan "akıllı" sözcüğü,

"Akıllılar kendine güvenir."

cümlesinde "insanlar" isminin düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur.

B. BELİRTME SIFATLARI

Varlıkların diğer varlıklarla ilgileri sonucunda aldığı özellikleri belirten sıfatlardır.

Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini belirtir.

Belirtme sıfatları kendi arasında dört gruba ayrılır.

1. İşaret Sıfatı

Varlıkların bulunduğu yerleri gösteren sıfatlara işaret sıfatı denir.

Bu sıfatlar, söyleyen kişinin, sözünü ettiği nesneye uzaklığına göre değişir.

"Bu kitabı ben aldım."

cümlesinde yakındaki kitabı,

"Şu kitabı verir misin?"

cümlesinde biraz uzaktaki kitabı,

"O kitabı getirir misin?"

cümlesinde çok uzakta olan ya da, sözü edilen kitabı işaret etme anlamı vardır.

Yukarıdaki cümlelerde bulunan "bu, şu, ve o" sözcükleri işaret sıfatıdır.

İşaret sıfatları, isme "hangi" sorusunun sorulmasıyla bulunur.

Hangi kitap?

Bu kitap.

2. Sayı Sıfatları

İsimlerin sayısal özelliklerini bildiren sıfatlara sayı sıfatı denir.

Sayı sıfatları kendi içinde dörde ayrılır:

a. Asıl sayı sıfatları : İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlara asıl sayı sıfatı denir.

"Üç arkadaş geziye çıktık."

"İzmir’de on gün kalacaktık."

"Bu çantayı ancak iki kişi taşıyabilir."

b. Sıra sayı sıfatı : Varlıkların sırasını bildiren sıfatlara sıra sayı sıfatı denir.

Sıra sayı sıfatları isimlere gelen "-ıncı, -inci" ekleri ile yapılır.

"Biz beşinci katta oturuyoruz."

"Buradaki birinci günüm iyi geçmişti."

c. Üleştirme sayı sıfatı : İsimlerin eşit paylara ayrılmış olduğunu belirten sıfatlara üleştirme sayı sıfatı denir.

Bu sıfatlar isimlere getirilen "-ar, -er" eki ile oluşturulur.

"Öğrencilere ikişer kitap verildi."

"Her komşuda yarımşar saat kaldık."

d. Kesir sayı sıfatı : İsimleri kesirli olarak belirten sıfatlardır.

"Bu işte yüzde yirmi kâr var."

"Yarım kilo kıyma yeter."

3. Belgisiz Sıfat

İsimlerin sayı bakımından belirsizliklerini ifade eden sıfatlara belgisiz sıfat denir.

Bazı işlerde acele edilmeli.

Birkaç arkadaş dışarıda bekliyor.

Hiçbir emek boşa gitmez.

Bütün öğrencileri bahçeye çıkarmışlar.

Her konuda bilgi sahibi olamayız.

Bir gün yine karşılaşırız.

cümlelerinde altı çizili sözcükler belgisiz sıfatlardır.

Bu sözcükler, isimleri sayıca belirtmişler, ama onların ne kadar olduğunu belirtmemişler.

4. Soru Sıfatı

İsimlerin niteliğini, herhangi bir özelliğini soru yolu ile bildiren sıfatlardır.

Nasıl şiirleri beğenirsiniz?”

Kaçar gün kaldın şehirlerde?”

Hangi konuyu işleyeceğiz?”

Kaç soru çözmeli günde?”

SIFATLARDA KÜÇÜLTME

Sıfat olan sözcüğün anlamında küçültme ya da daralma, "-cik,-ce, (-ı)msı, (-ı)mtırak" ekleri ile yapılır.

Bu eklerin getirilmesi ile oluşan sıfatlara küçültme sıfatları denir.

"Küçük bir evleri vardı."

cümlesinde "küçük" sıfattır ve kendinden sonra gelen ismin niteliğini belirtmektedir.

"Küçücük evleri vardı."

cümlesinde "-cik" eki almış "küçücük" sözcüğü de niteleme sıfatıdır. Buradaki "küçücük" sözcüğün "küçük" sözcüğünden farkı, eklendiği ismin anlamında küçültme yapmış olmasıdır.

Küçük ev ¾® küçücük ev

"Ekmek ayvasının ekşimsi bir tadı vardı."

"Üzerine mavimtırak bir ceket giymişti."

"Masada kalınca bir kitap duruyordu."

Yukarıdaki cümlelerdeki altı çizili sözcükler küçültme sıfatıdır.

 

 

SIFATLARDA PEKİŞTİRME

Sıfatlarda pekiştirme, yani anlamın kuvvetlendirilmesi iki şeklide yapılır:

·         Sıfat olan sözcüğün ünlüye kadarki ilk hecesi alınır, daha sonra "m, p, r, s" harflerinden uygun olanı getirilir. En son da sıfat olan sözcük tekrar yazılır.

İsterseniz "temiz" sözcüğü üzerinde bu anlatılarımızı uygulayalım:

Te - r - temiz ¾® tertemiz

"Çocuklar bembeyaz elbiseler giymişlerdi."

"Dümdüz yolda ilerliyorduk."

"Şöyle yemyeşil çimenlerin üzerine uzansam!"

cümlelerinde altı çizili sözcükler pekiştirme sıfatıdır.

·         Sıfat olan sözcüğün tekrar edilmesi ile yapılır.

Örneğin "çeşit" sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük tekrar ederek bir ismi nitelediğinde pekiştirme sıfatı olur:

"Çeşit çeşit meyveler vardı masada."

Bu cümlede altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır.

"Bahçede uzun uzun ağaçlar vardı."

"Derin derin ırmaklar aşarak geldik."

cümlelerindeki altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır.

SIFATLARDA DERECELENDİRME

Sıfatlarda derecelendirme "pek, çok, daha, en..." gibi sözcüklerle yapılır.

"Kardeşin onlardan daha akıllı biri."

cümlesinde "daha" sözcüğü üstünlük,

"En güzel kitap buydu."

cümlesinde "en" sözcüğü en üstünlük,

"Çok güzel çiçekleri vardı."

cümlesinde "çok" sözcüğü aşırılık anlamı katmıştır.

 

 

ZAMİR (ADIL)

İsim olmadıkları hâlde isim gibi kullanılan, isimlerin yerini tutan kelimelere zamir denir.

Zamirler sözcük ve ek durumunda olmak üzere ikiye ayrılır.

A. Sözcük Hâlindeki Zamirler

1. Kişi Zamirleri

2. İşaret Zamirleri

3. Belgisiz Zamirler

4. Soru Zamirleri

B. Ek Hâlindeki Zamirler

1. İlgi Zamiri

2. İyelik Zamirler

A. SÖZCÜK HÂLİNDEKİ ZAMİRLER

Sözcük durumundaki adıllar da kendi aralarında şahıs, gösterme, belgisiz ve soru olmak üzere dörde ayrılır.

1. Şahıs (Kişi) Zamirleri

Sadece insan isimlerinin yerini tutan zamirlerdir. Sözü söyleyenle diğerlerini ayırmada kullanılır. Üç tekil, üç de çoğul olmak üzere altı şahıs zamiri vardır. Bunlara kişi adılı da denir.

Bu zamirler; “ben, sen, o, biz, siz, onlar” dır.

Size ben yardım ederim.”

O, sana mektup göndermiş.”

Şahıs zamirlerinin yerine kullanılabilen, ama esas olarak şahıs zamirleriyle birlikte kullanılarak cümledeki anlamı pekiştiren“kendi” zamiri vardır. Bu zamire “dönüşlülük” zamiri de denir.

Dönüşlülük zamirlerinin asıl görevi anlamı pekiştirmektir.

“Bu kitabı ben yazdım.”

“Bu kitabı ben kendim yazdım.”

İki cümle arasındaki anlam derecesi açıkça görülmektedir.

2. İşaret (Gösterme) Zamirleri

İsimleri, yerini işaret yoluyla, göstererek tutan zamirlerdir.

Gösterme adılları tekil ve çoğul olarak kullanılabilir. Asıl işaret zamirleri “bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar” dır.

Bu bana dedemden kaldı.”

O dün kapıya bırakılmış.”

Şunlar neden masanın üzerinde duruyor.”

Şu senin değil mi?”

Bunlar en sevdiğim kitaplarımdır.”

İşaret zamirleri varlıkların mesafesini belirtmek için kullanılır.

·         Yakında olan için : bu

·         Biraz uzakta olan için : şu

·         En uzakta olan için : o

işaret zamirleri kullanılır.

“O ve onlar” zamirleri hem işaret hem de şahıs zamiri olarak kullanılabilir.

Bu zamirler insan isimlerinin yerine kullanılırsa şahıs, insan dışındaki nesnelerin yerine kullanılırsa işaret zamiridir.

O, tatilde dayısının yanına gidecek.”

Onlar, sınıfın en çalışkan öğrencileridir.”

cümlelerindeki altı çizili zamirler insanların yerine kullanıldığından şahıs zamiri,

O, okula giderken cebinden düşmüş.”

Onlar, bayatladığı için çöpe atılacak.”

cümlelerindeki altı çizili zamirler, insan dışındaki nesneleri karşıladığı için işaret zamiridir.

3. Belgisiz Zamirler

İsimlerin yerini belli belirsiz, kesin olmayacak şekilde tutan zamirlerdir. Hangi varlığın yerini tuttukları açıkça belli değildir. Bunlara belirsizlik adılı da denir.

Başlıca belgisiz zamirler şunlardır:

“Bazısı, kimi, çoğu, hepsi, birkaçı, birçoğu, tümü, tamamı, herkes, hiçbiri, biri, falan, şey ...”

Bana her şey seni hatırlatıyor.”

Biri bizi gözetliyor.”

Herkes bu kitabı okusun.”

“Öğrencilerin çoğu Türkçeyi sever.”

Kimler ödevini yapmamış.”

4. Soru Zamirleri

İsimlerin yerini soru yoluyla tutan zamirlerdir. Esas soru zamirleri “kim” ve “ne” dir.
Bunun yanında soru bildiren diğer sözcükler de soru zamiri olarak kullanılabilir.

“Annem sana ne dedi?”

“Bu çocuk da kim?

“Bu saate kadar nerede kaldın.”

“Şimdi nereye gidiyoruz?”

“Soruların kaçını çözmüş?”

“Bu işi kime danışalım?”

Hanginiz bu soruyu çözecek.”

Soru zamiri olarak kullanılabilecek diğer sözcükler şunladır: “Nere, nereye, nerede, nereden, kime, kimde, kimden, kimi, kaçı, kaçımız, hanginiz ...”

B. EK DURUMUNDAKİ ZAMİRLER

1. İyelik Zamirleri

İsimlere getirilerek, onların ait olduğu kişiyi bildiren zamirlerdir.

1. tekil - m

2. tekil - n

3. tekil - ı

1. çoğul - miz

2. çoğul - niz

3. çoğul - ları

“Okulumuz ana yolun kenarındadır.”

“Annesi güzellik salonu açmış.”

Kısacası, isim tamlamalarının tamlananlarında bulunan eklere iyelik zamiri denmektedir. İyelik ekleri aynı zamanda iyelik zamiridir.

2. İlgi Zamiri

Cümlede daha önce geçmiş bir ismin ya da isim tamlamalarında tamlananın yerini tutan ek hâlindeki “-ki” zamiridir. Bu zamir kendinden önceki kelimeye bitişik yazılır.

“Bizim arabamız sizinkinden eski.”

Bahçedekiler içeri girsin.”

Üzerindeki sana çok yakışmış.”

cümlesindeki altı çizili sözcüklerdeki “-ki” eki ilgi zamiridir.

 

 

ZARF (BELİRTEÇ)

İsimlerin varlıkları ya da kavramları karşılar. Fiillerin ise hareketleri, oluşları karşılar.

Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin niteliğini bildiren sözcüklere de zarf denir.

"Güzel bir kitap okuyorum."

cümlesinde "güzel" sözcüğü "kitap" isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir.

Aynı sözcük;

"Bu kitap daha güzel görünüyordu."

cümlesinde "görünmek" fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu durumda "güzel" sözü zarftır.

Zarflar kendi içinde beşe ayrılarak incelenir:

1. Durum Zarfları

Fiilin durumunu yani nasıl yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan "nasıl" sorusuna cevap verir.

“Kardeşim, hızlı koşardı.”

Bu cümlede "hızlı" sözcüğü "koşmak" eyleminin durumunu anlatmaktadır. Bunu eyleme sorduğumuz "nasıl" sorusu ile bulabiliriz.

"Mobilyalar çok yeni görünüyordu."

– Nasıl görünüyor?

– Yeni görünüyor.

"Derdini iyi anlatırsan çözüm bulursun."

"Neden çok sessiz konuşuyorsun?"

cümlelerinde altı çizili sözler durum bildiren zarflardır.

2. Zaman Zarfı

Fiilin yapılma zamanını bildiren sözcüklere zaman zarfı denir.

Zaman zarfları fiile sorulan "ne zaman" sorusuna cevap verir.

"İzmir’den dün geldim."

cümlesinde "dün" sözcüğü,

"Bu konuyu akşam konuşalım."

cümlesinde "akşam" sözcüğü,

"O erken kalkar, geç yatardı."

cümlesindeki "erken ve geç" sözcükleri fiile sorulan "ne zaman" sorusuna cevap veren zaman zarflarıdır.

3. Yön Zarfı

Fiilin yöneldiği yeri bildiren sözcüklere yön zarfı denir.

Yön zarfları ek almadan kullanılır ve fiile sorulan "nereye" sorusuna cevap verir.

Bunlar "aşağı, yukarı, içeri, dışarı, ileri, geri, öte, beri" sözcükleri eylemin yönünü belirttiğinde yön zarfı olur.

"İsterseniz aşağı inelim."

cümlesinde, fiile "Nereye inelim?" diye sorarsak, "aşağı" cevabı gelir.

Bu sözcük ek almadan da kullanıldığına göre yön zarfıdır.

Eğer cümle,

"İsterseniz aşağıya inelim."

şeklinde olsaydı, sözcük isim görevinde kullanılmış olacaktı. Çünkü ikinci cümlede sözcük, çekim eki alarak kullanılmıştır.

aşağı ¾®aşağıya

Aşağı inecek misiniz?

Öte git de rahatlayalım.

Geri gelmeyi düşünüyorlar mı?

Beri gel de ne ezdiğine bak.

İleri git, sonra tekrar gelirsin.

Dışarı çıkarsan üşürsün.

İçeri gir de, biraz konuşalım.

cümlelerinde altı çizili sözcükler yön zarflarıdır.

4. Miktar Zarfları

Fiilleri miktar bakımından sınırlandıran sözcüklerdir. Miktar zarfları diğer zarflardan farklı olarak fiilin, sıfatın, zarfın miktarlarını da bildirir.

Miktar zarfları fiile sorulan "ne kadar" sorusuna cevap verir.

"İstanbul’da çok gezdiniz mi?"

cümlesinde "gezmek" fiiline "ne kadar" sorusunu sorarsak "çok" cevabı gelir. İşte fiilin miktarını bildiren bu sözcük zarftır.

Bu tür zarflar sıfata sorulan "ne kadar" sorusuna da cevap verebilir.

Örneğin;

"Çok güzel bir evi vardı."

cümlesinde "ev" isimdir. "Nasıl ev?" diye sorarsak "güzel" sıfatı cevap verir.

"Ne kadar güzel?" diye sorarsak "çok" cevabı gelir. İşte sıfatın derecesini bildiren "çok" sözcüğü zarftır. Çünkü burada çok olan güzelliktir.

Bu tür zarflar, başka bir zarfın derecesini de bildirebilir. Bu durumda zarfa sorulan "ne kadar" sorusuna cevap verir.

"Çok hızlı koşuyor."

cümlesinde "koşuyor" fiildir.

"Nasıl koşuyor?" diye sorarsak "hızlı" zarfını buluruz.

"Ne kadar hızlı?" diye sorduğumuzda ise "çok" cevabı gelir.

Zarfın derecesini bildiren bu sözcüğe de zarf diyoruz.

“O, bu derse pek çalışmadı.”

“Pek sağlam bir ayakkabıya benzemiyor.”

“Pek akıllısın sen de!”

"Ne kadar" sorusu elbette sadece zarfı buldurmaz.

"Fazla mal göz çıkarmaz."

cümlesinde altı çizili sözcük "mal" isminin miktarını bildirdiği için sıfattır. Çünkü isimlerin zarfı olmaz.

5. Soru Zarfı

Cümlelerde zarfları bulmak için kullandığımız sorular vardı.

"Sizi nasıl tanımam?"

"Gittiği yerden ne zaman dönecek?"

"Ne kadar hızlı yürüyor?"

"Neden söz vermesine rağmen gelmiyor?"

"Ne konuşup duruyorsun ki?"

cümlelerinde altı çizili sözcükler soru zarfıdır.

 

 

EDAT (İLGEÇ)

Kendi başına bir anlamı olmayan, diğer söz ve söz öbekleriyle kullanıldığında anlam kazanan sözcüklerdir.

Kimi edatlar cümlede tek başına kullanılıyor olsa bile, anlamlı olması ancak cümle içinde kullanılmasına bağlıdır.

"İçin, kadar, göre, doğru, sonra, dolayı, beri, gibi, yalnız, ile…"

belli başlı edatlardır.

Edatlar, sözcük türü olarak bağlaçlara yakın olduğundan bazen onlarla karıştırılabilir.
Önce karışan edatlardan başlayarak önemli olanları inceleyelim.

Edat olarak cümlede değişik anlamlar verecek biçimde kullanılır. Daha çok kendinden önceki sözcüğe eklenerek "- le, - la" biçiminde görülür.

"Almanya’ya uçak ile gidecekmiş."

cümlesinde araç bildirir.

"Yarın arkadaşlar ile balığa gideceğiz."

cümlesinde birliktelik bildirir.

"Davranışının doğru olmadığını güzellikle anlat."

cümlesinde durum bildirir.

Burada "ile"nin edat ve bağlaç oluşu arasındaki ayrımı da belirtelim.

Cümlede "ile" sözünün olduğu yere "ve" sözünü koyduğumuzda anlam bozukluğu oluyorsa "ile" edat; olmuyorsa bağlaçtır.

"Ben öykü ile şiiri çok severim."

cümlesinde "ile" bağlaçtır. Çünkü bu cümlede "öykü - şiir" sözcüklerini birbirine bağlamıştır. Ayrıca bu cümlede "ile" yerine "ve" sözcüğü getirilebilir:

"Ben öykü ve şiiri çok severim."

Ama;

"Ben yıllardır öykü ile uğraştım."

cümlesinde "ile" sözcüğü yerine "ve" getiremeyiz:

"Ben yıllardır öykü ve uğraşırım."

Görüldüğü gibi "ile" yerine "ve" getirilemiyor. Demek ki bu cümlede "ile" edattır.

Bunların dışındaki edatları cümlelerle gösterelim.

"Buz gibi limonatayı içiverdi."

"Bu hediye etmek için mi aldın?"

"Aslında onun kadar çalışmadım."

"Sabaha doğru eve varabildi."

"Şimdiye dek hiçbir konuda başarılı olamadın."

"O günden sonra Ayhan ile hiç görüşmedim."

cümlelerindeki altı çizili sözcükler edattır.

 

 

BAĞLAÇ

Kendi başına bir anlamı olmayan, cümlede eş görevli söz ya da söz öbeklerini hatta cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir.

Bağlaçlar edatlardan farklı olarak cümle içinde bağladıkları sözlerin görevlerinde herhangi bir değişme yapmazlar, cümleden çıkarıldıklarında anlamda değişme olsa bile bozulma olmaz.

Kimi bağlaçlar bağlayacakları sözcüklerin arasında kullanılır.

"Çiçekçiden karanfil ve gül aldım."

Kimi bağlaçlar cümleleri birbirine bağlar:

"Eve gidiyorum, ama yine geleceğim."

cümlesinde "ama" bağlacı iki cümleyi birbirine bağlamıştır.

"Kitabı verdi, fakat geri almadı."

"Ankara’ya gitmedim, çünkü işim düşmedi."

"Pek dikkat çekmedi, oysa güzel bir filmdi."

"İki yıldır hiç görmedim, yalnız arada bir telefonlaşırız."

"Hem koşuyor hem bize lâf yetiştiriyordu."

"Ya işinizi güzelce yapın ya da bu işten vazgeçin."

"Üniversiteyi bitirdi, hatta öğretmenliğe bile başladı."

Bu bağlaçların dışında özelliği olan, yazımı yönünden eklerle karışan bağlaçlar da vardır. Bunların en önemlileri "de" ve "ki" bağlaçlarıdır.

Edatlarla ya da diğer sözcük türleriyle karışan bağlaçlar da vardır. Bunlar "yalnız, ancak, bir, tek" gibi edatlardır. Bu sözcükler kullanıldıkları cümlelerde "sadece" anlamını veriyorlarsa edat; "fakat" anlamını veriyorlarsa bağlaç görevindedirler. Bunları cümleler üzerinde gösterelim.

"O kadından şikâyet eden yalnız sen değilsin."

"Benim sözümü bir sen dinlemezsin zaten."

"Bu odaya ancak beş kişi sığar."

"Tek bu olay değil, daha birçok sebep var beni kızdıran."

cümlelerinde altı çizili sözcükler "sadece" anlamına geldikleri için edat göreviyle kullanılmışlardır. Aynı sözcükleri değişik görevlerde de kullanabiliriz.

"Ben gelirim, yalnız yol parasını siz ödersiniz."

"Söylediklerine inanmıyorum, ancak benim yapabileceğim bir şey yok."

cümlelerinde altı çizili sözcükler "fakat" anlamına geldiklerinden bağlaç olarak kullanılmışlardır.

 

 

ÜNLEM

Yalnız başına anlamı olmayan, cümle içinde, sevinme, korku, özlem, kızma gibi duyguları anlatan ya da seslenme bildiren sözcüklere ünlem denir.

Ünlemlerin cümledeki söyleyişe göre anlam kazanır.

"A, kim gelmiş?"

"Yazık, çocuk hasta olmuş!"

"Eyvah, çantam otobüste kaldı!"

"Tüh, yine yanlış yaptım!"

cümlelerindeki altı çizili kısımlar ünlemdir.

...

İlk Türkçe Sözlük




Sözlük ya da sözlük çalışmaları bir dilin zengiliğinin ve kalıcılığının bir örneğidir. Özellikle yapılan sözlüklerdeki kelime sayısı ve hatta daha inceye inersek fiil ile isim sayısının farkları bize o dil hakkında bilmemiz gereken her şeyi verir. Ayrıca her sözlük bir tarihi tanıktır. Bugün bu etkisini pek görmesek bile tarihi dönemlerden kalma sözlükler hem bugünkü dillerin tanınmasında hem de o zaman etki ettiği dillerin tanınmasında büyük roller üstlenirler.

 

Türk dilinin bir dönemi ise karanlıktır. Verilen yazılı eserlerden Türk dili milattan önceye kadar uzatılabiliyor ama kaybolmuş birçok eserde göz ardı edilemiyor. Hal böyle olunca Türk Dili ve yaklaşık 22 diyalekti ve Cumhuriyet dilleri ile bilinen ilk yazılı eserlerden başlatılıyor. Türk dillerine temel oluşturacak ilk yazılı kaynak Orhun Abidelerdir ama o da sözlük maiyetinde değildir.

 

Türk dilinin bilinen ilk sözlüğü Divanü Lügati't Türk adı ile Kaşgarlı Mahmud tarafından kaleme alınmıştır. Eserin adı Arapça terkip biçiminde ele alınmıştır ve anlamı Türk Dillerinin Sözlüğü’dür. Dikkat edilirse burada Türk dili değil Türk dilleri ibaresi bulunmaktadır ki bunun da nedeni bu sözlüğün o zaman boylarının dilinden bahsetmesidir. Daha iyi kavramak için sözlüğün yazıldığı dönemi incelemek ve Kaşgarlı Mahmud’un kim olduğunu bilmekte gerekiyor.

Karahanlı Devleti 840 yılında kurulmuştur. Literatürde biraz da tartışmalarla ilk Müslüman Türk devleti olarak geçmektedir. Tartışmanın nedeni ise Oğuz boyunun Karahanlılar’dan önce Müslüman olduğudur tartışma götürmeyen bir durum varsa o da devlet olarak Müslümanlığı kabul edenin Karahanlılar olmasıdır. Karahanlı Devleti’nin Satuk Buğra Han zamanda din değiştirdiği yani Müslüman olduğu kabul edilir.

 

Karahanlı Devleti 1212 yılındaki yıkılışlarına kadar bugünkü Doğu Türkistan topraklarına bir imparatorluk olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Nitekim devlet yönetimde Ülüş yani ( Üleştirme ) sistemini kullanmaları da bunun bir göstergesidir. Ülüş sistemi bugünkü Türkoloji ve Tarih dünyasında göçebe halkların kullandığı en yaygın yönetim tarzı olarak ele alınmaktadır. Bir nevi parlamenter sistem kuran Karahanlılar önemli boylara kendi yakın akrabalarını geçirerek iç işlerde serbest ama dış işlerde merkeze bağlı bir sistem oluşturmuşlardı. Bu bakımdan bugünkü meclise tekabül eden bir de Toy vardı ki burada da devletin resmi işleri görüşülürdü. 

 

Kaşgarlı Mahmud ise Karahanlı sülalesindendir. Aslında bu Divanü Lügati’t Türk’ün yazılış hikayesi de ilginçtir. Avrasya yazarlar birliğinin 2008 yılını Kaşgarlı yılı ilan etmesinden sonra ortaya çıkan bu hikâye oldukça ilginçtir. Kaşgarlı Mahmud bu sözlüğü hazırlamak için ülkesini karış karış gezmiştir ama akıllara da bir soru gelmektedir; acaba Kaşgarlı Mahmud bir haneden üyesiyken neden bir kitap yazmak için il il gezdi ve neden yalnızdı? Bunun cevabını ise tarihçiler şu şekilde tahkiye etmişlerdir:

 

Kaşgarlı Mahmud Doğu ve Batı olarak yönetilen Karahanlı devletindeki Batı Hakanı Buğrahan Muhammet Yağan Tekin’in torunu; ayrıca Şehzade Hüseyin Emir Tekin’in oğludur. Devletin merkezi ise Doğu Hakanlığıdır. Batı Hakanı Yağan Tekin 1005 yılında Doğu Karahalı hakanı Arslan Han’a bir nevi darbe yaparak onun yerine geçmiştir. Kaşgarlı Mahmud’un dedesi olan Yağan Tekin tahta geçtikten sadece 18 ay sonra tahtı Kaşgarlı Mahmud’un babası Hüseyin Emir Tekin’e devretme kararı almış ve bu devir töreni şenlikle kutlanmaya başlanmış. Her ne kadar şenlikler olsa da herkes bu karara sevinmemiştir.  Hâlâ kağan olan Yağan Tekin’in eşlerinden olan Hanısı, tahta kendi kanından birisini geçirmek üzere harekete geçmiş ve diğer tüm şehzadeleri şenlikler sırasında zehirlemiş elbette Kaşgarlı’nın babasını da zehirlemeyi ihmal etmemiş. Bu halde geriye kalan tek şehzade İbrahim yani Hanısı’nın evladı tahta geçmiş. Yağan Tekin’in hayatta kalan tek oğlu Kaşgarlı Mahmud olunca İbrahim onun ölüm fermanını çıkarmış. Kaşgarlı Mahmud ise bir yolunu bulup saraydan kaçmış ve yakalanmamak için sürekli hareket halinde yoluna devam etmiş. Böylelikle biraz da zorla da olsa il il imparatorluğun her yerini gezmiş ve kendisini ise alim, gezgin, bilgin olarak tanıtmış. Kaşgarlı’nın bu hikayesini ise uğradığı yerdeki eserlerden anlıyoruz. Birçok eser Kaşgarlı’nın hangi şehirde ne kadar kaldığını anlatmaktadır.

Her ne kadar kaçak bir tigin (prens anlamında Eski Türkçe bir kelime) olsa da o yaşına kadar sarayda aldığı eğitim ile gerçekten de bir bilgin olmuştur Kaşgarlı Mahmud ve bu bilinç ile Divanü Lügat’it Türk adlı eserini kaleme almıştır. Bu sözlükte ise “ Esirgiyen, koruyan Tanrı’nın Adıyle: Her türlü öğüş, büyük iyilikler, güzel işler sahibi olan Tanrı adı içindir” diye başlayan bir giriş kısmı Kaşgarlı tarafından kaleme alınmıştır. Bu giriş kısmında Kaşgarlı Mahmud, eserin yazılış amacını ve kendisini tanıtmıştır.

 

Kaşgarlı Mahmud kendisini şu şekilde ifade etmektedir : “Ben onların en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum halde onların şartlarını, çöllerini baştanbaşa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belirleyerek faydalandım. Öyle ki, bende anlardan her boyun dili en iyi yolda yerleşmiştir. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi bir düzenle düzenlemeşimdir.” Bu paragrafta anlatılanların iki türde önemi vardır: 

 

1.       Kaşgarlı Mahmud normal bir avam insanından daha yetkin olduğu anlaşılmaktadır.

2.       “Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini (…)” diyerek derlemesindeki boyları saymıştır.

 

Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügati’t Türk adlı eserinin genel özellikleri :

 

1.       Divanü Lügati’t Türk, Türk dilleri sözlüğüdür. Bu bakımdan bugün çağdaş Türk dillerine ışık tutar.

 

2.       Divanü Lügati’t Türk antoloji niteliğindedir: Aslında bu cümleyi “Divanü Lügati’t Türk tanıklı bir sözlüktür” olarak da kurabiliriz. Divanü Lügati’t Türk sözcüklerin tanıkları olarak tanık göstermiştir. Bu tanıklar basit ya birleşik cümleler olduğu gibi dörtlüklerden de oluşabilir. Antolojinin şiir derlemesi olduğu düşünüldüğünde de Kaşgarlı Mahmud bilmeden de olsa bir  “ Eski Türk Şiiri Antolojisi” yapmıştır. Nitelim Divandaki bulunan şiirler çeşitli araştırmacılar tarafından toplanmıştır. Bu araştırmacılar arasında Reşit Rahmeti Arat ve Talat Tekin de vardır.

 

3.       Divanü Lügati’t Türk ilk Türk dünyası haritasını içerir: Kaşgarlı Mahmud gezdiği yerlerden oluşan bir Türk dünyası haritası çıkarmış ve boyların nerede yaşadıklarını kadar nereye yayıldıklarına kadar birçok ayrıntıyı da göstermiştir.

 

4.       Divanü Lügati’t Türk ansiklopedik sözlüktür: Kaşgarlı Mahmud iyi bir araştırmacıdır ve bu sözlük sosyal yaşamla ilgili ayrıntılı bilgiler içeren bir ansiklopedi niteliğinde sayılabilir.

 

5.       Divanü Lügati’t Türk’te halk hekimliği ile ilgili önemli bilgiler vardır: Bugünkü derlemelerde de görülen halk hekimliğinin o çağdaki bir fotoğrafını sunmaktadır.

 

6.       Divanü Lügati’t Türk’te argolar da bulunmaktadır: Bu Türk dilinin yaşı ile ilgilidir. Argo, kadim dillerde oluşur ki o dönemde de bir argo kültürünün olması dilin yaşını ele vermektedri.

 

7.       Divanü Lügati’t Türk bir kelimeyi sadece ait olduğu boy üzerinde vermemiştir. Kimi madde başlarında “ Şu boy bu şekilde söyler” diye notlarda bir derleme çalışması yapmıştır.

 

8.       Divanü Lügati’t Türk iki dilin de muhakemesidir: Divan’da bazı sözcüklerin Arapça karşılıkları da verilmiştir. Bu eserin amacı da zaten Türk dilinin ne kadar uz ne kadar güzel olduğunu ispatlamaktadır.

 

Divan hakkında söylenecekler bitmez. Oldukça kapsamlı ve gerçek bir kaynaktır Divan ve Türk diline hizmetleri de oldukça fazladır. Rahmetli Besim Atalay, 1939 yılında bu eseri 4 cilt olarak yayınlamıştır. İlk üç cilt çeviri son cilt ise dizindir. 

 

Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t Türk adlı eserinin giriş kısmında bir eserinden daha bahsetmektedir ki bu eserde Türk dilinin ilk söz dizim kitabı olarak tarihe geçmiştir. Bu harika kitabın ismi Kitab-ı Cevahiri'n Nahv Fi Lugati't Türk’tür fakat bu eser ne yazık ki bulunamamıştır.